Aslında her kadın bir hikayedir

Gönderen SaydeK







Yaşamınız boyunca kaç kadını tanıdınız?




Yada tanıdığınızı zannettiniz ?




Hayatınızda kaç kadını tanıdınız? Ya da soruyu şöyle soralım, kaç kadını GERÇEKten tanıdınız? Bir kadına bakarken aklınızdan geçenler neler? Her kadın kendi içinde bir yaşamdır.Yaşamın iniş çıkışları onların da içindedir.

Eğer bir kadına baktığınızda aklınızdan göğüsleri, bacakları ya da kalçaları geçiyorsa asla bir kadını tanıyamayacaksınız demektir. Bir kadın duygularıyla vardır. Güzellik gelip geçici olsa da içindekiler kalıcıdır. Bir kadını tanıma serüveni hayatın en sürükleyici anıdır..Kadın herkese sunmaz gerçek yüzünü.


Erkek egemen toplumun açmazları kadını da oyunculuğa iter.Küçük yalanlar, büyük yalanları doğurur.. Büyük yalanlar dev itiraflara yolculuktur..

İster 15 olsun ister 25 isterse 35, Kadının anlamı içindeki hikayelerdir.. Herşeyi bulabilirsiniz orda.. Aşkları.. Hayalleri.. Hayal kırıklıklarını.. Bırakıp gitmeleri.. Sevmeleri.. Çocuklukları.. Zekayı.. Yalanları.. Herşeyi.. Hikayelerin sonu mutlu ya da mutsuz olsun yıllar sonra bile orada kalacaktır..



Erkeğin hayatı kadınları tanıdıkça yükselir.Kadınları tanıdıkça hayata bakışı değişir erkeğin.Komplekslerinden arınır erkek, kadınlara değer vermeyi öğrenir.



Değer verdikçe kendi değerinin yükseldiği hisseder. Değer verilen erkek sürprizlere hazırlıklı olmalıdır.Herşey vardır bir kadının yüreğinde. Erkek, düşüncelerinin tek düzeliği içinde anlayışsız olur.Onlar için yaşam sadece içinde yaşananlardır.Kadınların yaşamı uzun bir süreçtir.Bu yüzden farklıdırlar.. Kadınlar oyun oynamayı da severler.



Mesajlarının ardında küçük gizemler yerleştirilmiştir. Üşüdüm diyen kadın gerçekten üşümüştür belki.. Ama istediği bir palto ya da mont değildir, erkeğin sevgisiyle ısınmak ister..

Hikayeler devam eder.. Hayattaki en güzel yolculuklarsa bir kadını tanıma evresindekilerdir.. Hayatın sırrı bir kadının küçük yüreğinde saklanmıştır.. Her erkek kadınların kendisinde bıraktığı izleri yaşamak zorundadır.. Kadını tanıdıkça izleri artar.. İzler arttıkça sürüklenen yerlerin derinliği de yükselir.. İzlerin kendisini sürüklediği yerler ne kadar derin olursa olsun, adım atmaktan çekinmemelidir..



Orda hayatın özü vardır çünkü.. Hayatın her evresi kadının iç dünyasında saklıdır.. Kadın, çocuktur. Kadın, annedir, Kadın, sevgilidir, Kadın, gizemdir.. Kadın, hayattır.. Kadın herşeydir..




Şimdi tekrar sorun kendinize..



Kaç kadını tanıyorsunuz?

DipNoT..

Gönderen SaydeK

Tatli suyun başı kalabalık olur
Eşekten şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek,inciyle denizinvarlığından da şüphe eder.
Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de,şeytandan dert satın alır.

MEVLANA

Görmeden de sevilir..

Gönderen SaydeK





“Hem çok sevdiği hem çok beğendiği biriyle ‘onun hiçbir şeyi olmamak’ üzere yola çıkıp onun her şeyi olmaya varmak, kabul etmeli ki, insanın ilgisini çeken bir macera.
Hiçbir şeyi olmamaktan başlarsan, o geniş özgürlük meralarından ‘her şeyi olmaya’ ulaşabiliyorsun.
Her şeyi olmaktan başlarsan, kısa zamanda gideceğin yer ‘hiçbir şeyi’ olmamak oluyor


- İnsan sevdiğini görmediğinde aşk biter mi?
- Düşünsene, Allahı bir kez bile görmedik ama onu seviyoruz.
Aşk, bir insanı Allahı sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına bağlı kalmak mı?
İnsanlar Allahı görmeden seviyorlar.
Ama Allaha inananların çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine inanmıyor.


Alıntı...

Kalp Hizasında Sevilmek..

Gönderen SaydeK




Bir kadın çocuktur aslında.....çocuk gibi davranmayı sever.erkeğin
kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.


Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını..ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez.söylediği şeyler çocukça da olsa
dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz;
ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..


Bir kadın güçlüdür aslında.hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.ama
bu gücünü herzaman ortaya koymasını sevmez.ister ki,erkeğin gücü
kendisine huzur versin.kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin
yapmasını bekler.böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.ancak kadın gücünü göstermek istediğinde
onu engelleyemezsiniz.yapmak istediği birşey
varsa mutlaka yapar.


Bir kadın sevgidir aslında.içinde her zaman sevgiyi >taşır.sevdiklerinden
kolay ayrılamaz.sevdiklerini kolay kolay kıramaz.zor sever;ama,tam
sever.bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul
ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.ancak beyninde
yer
her an terk edilebilirsiniz.sevmediği halde terk
etmeyen
kadınlar da var elbette.bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri
acımak'' >duygusudur.


Bir kadın yalnızdır aslında.hiçbir zaman kadını bütünüyle
elde
edemezsiniz.kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep
yalnızdır.o
dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.hiçbir anahtar o dünyanın
kapısını
açamaz.yalnızlık onun sığınağıdır.o sığınağa ne zaman gireceğine,ne
kadar
kalacağına hep kendisi karar
verir.sığınaktayken oradan çıkmaya
zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.


Bir kadın çılgındır aslında.neler yapabileceğini erkek aklı hayal
bile
edemez.üreticiliğinin sınırı yoktur.ama bunu ortaya çıkartmak için
hayatının erkeğini bekler.hoyratça harcamaz üreticiliğini.sadece
erkeğine
saklar.bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok
şanslısınız demektir.çünkü hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda
anlam
kazanıyor.yemek yemek,su içmek bile.bir kadının elinden
içtiğiniz
suyla
kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet >farkını
anlayabiliyormusunuz?anlıyorsanız ne mutlu size.anlamıyorsanız ne
yazık ki
yaşamıyorsunuz



............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!! >
....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!!


kadın;erkeğin kaburgasından
yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı.
öyle olsaydı ezilirdi...
üstün olsun diye başındanda yaratılmadı...


AMA GöğSüNDEN YARATILDI...


Eşit olsun diye......
kolun biraz altında...Korunsun diye...
KALP HiZASINDA SEViLSiN DiYE!

Hüsn-ü Aşk Mesnevisi | Şeyh Galip

Gönderen SaydeK


Tek Hüsn İçin Aşk Ah Kılsın, Dünya Yıkılırsa Ha Yıkılsın...!




Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) adlı mesnevi Şeyh Galip'in (1757-1799) başyapıtıdır. 2101 beyittir.Kendisi bu eseri, 1782 ' de girdiği bir iddia üzerine 6 ayda yazmıştır.bir oturumda Nâbî'nin Hayr-âbâd isimli eserinin fazla övülmesinden rahatsız olarak eseri yazmaya karar verdiğini belirtir. Şeyh Galib, Nâbî'nin eserinin özgün olmadığını öne sürmüş ve özgün bir eser kaleme almak istemiştir.Eserin her bir satırında tasavvufi simgeler bulunur; kişi isimlerinden, yer isimlerine ve benzetmelere kadar. Hüsn ü Aşk, kurgusal anlamda Hüsn (Güzellik) isminde bir kız ile Aşk isminde bir erkeğin aşkını anlatan, tasavvufi bir tema ve temele sahip bir mesnevidir.

Bu masalsı güzelliğin konusu şöyledir;

Hayatları ızdırap; gönülleri sevgiyle dolu olan bu kabilede olağanüstü tabiat olaylarının yaşandığı bir gecede iki çocuk doğar. Kıza Hüsn, erkeğe de Aşk adını koyarlar. Hüsn’ün beşiğini Kader sallar. Aşk ise ağlayarak büyümektedir.

Büyüyünce Mekteb-i Edeb’te (Terbiye Okulu) Molla-yı Cünûn’dan (Çılgınlık hocası) yalnızca aşk ve sevgi üzerine dersler okurlar. Bu dönemde Nüzhetgâh’ı (mânâ mesiresi) dolanıp Feyz (Bereket) havuzunda kendi güzelliklerini seyrederler. Bir ara yanlarına kabilenin en kalender kabadayısı olan Hayret (Kendinden geçiş) gelir. Hüsn ondan çekinip evine kapanır. Sühan (Söz), ikisinin mektuplaşmalarını sağlar. Hüsn’e İsmet (Masumluk) dadılık eder. Aşk’ın lalası ise Gayret’tir. (Çalışıp çabalama)


Aşk, ayrılığa dayanamayıp kabile ulularından Hüsn’ü ister. Onlar da Kalb (Gönül) Ülkesindeki Kimyâ’yı (İksir, tılsım) elde etmesini şart koşarlar. Aşk, lalası Gayret ile birlikte yola çıkar. Bu yok tıpkı masallardaki gibi tehlikelerle doludur. Sühan’ın yardımıyla karşılaştıkları bütün tehlikelerden kurtulurlar. İlk adımda bir kuyuya (çile) düşerler. Buradan kurtulup Harâbe-i Gam’da (Gam Harabesi, dünya nimetlerine karşı nefsi öldürüş) yürürler. Oradaki cadı (şehvani istek) elinden kurtulup Kalp şehrinin bulunduğu Çin diyarına ulaşırlar. Çin’de Aşk’ın karşısına, Hüsn’e çok benzeyen Hoşrübâ adlı bir kız çıkar. Dostlukları artınca birlikte Zâtüssuver (Görüntü yurdu) kalesine girerler. Burası dünyanın temsîlidir. Bir zaman sonra Aşk buradan kurtulmak ister. Gayret’in öğütleri sonucu Aşkar adlı atına biner. Aşkar bir anda bin yıllık yol aştığı halde bir türlü kalenin dışına çıkamaz. İmdada Sühan yetişir.

Yolculuğunun son durağı Kalp kalesidir. Burası, çekilen bütün sıkıntıları unutturacak kadar güzeldir. Aşk burada harikûlade bir resim görür, ve sevgilisi Hüsn’e kavuşur.

HÜSN-Ü AŞK MESNEVİSİ
ŞEYH GALİP

[Alıntı |La_Edri]

Hoşça Bakın Zatınıza | Şeyh Galip

Gönderen SaydeK


Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen

Şeyh Galib


Zatına (kendine) hoşça (iyece) bak; zira sen yartılmışların gözbebeği ve alemin çekirdeği (özü) olan insansın.

İnsanın kendinin farkına varması gerektiğinin vurgulandığı bu güzel beyitte aynı zamanda her insanın ne kadar kıymetli bir varlık oluşunun da ifadesi vücut bulmuştur âdeta. Eski kültürümüzdeki insan ve insanın değeri telakkisini (anlayışını) bütün gerçekliğiyle ortaya seren bu müstesna beyit içten (kendimizden) dışa doğru (çevremize) bakışımızın nasıl olması gerektiğinin de ipuçlarını vermektedir. Kendine iyi(ce) bakmak hiç de azımsanacak bir şey değildir özünde.

Beyite ilhamını veren ve hadis olarak rivayet edilen "Men arefe nefsehu, fekad arefe Rabbehu (Nefsini/kendini bilen Rabbini bilir.)" sözünü de işte tam bu noktada hatırlamak ve kendine hoşça bakmaktaki anlam perdesi birazcık da olsa aralayabilmek ise oldukça çetin ve dikenli bir yolda yüremek anlamına gelmektedir. Belki de onun için Galib, Hüsn ü Aşk adlı temsili/alegorik/simgesel eserinde edebiyatımızın zirvelerinde dolaşırken, mesnevinin kahramanı olan Aşk, mumdan kayıklarla ateş denizi geçmek ve binbir zorlukla dolu bir yolculuğu çıkmak zorunda kalır.

Hepiniz hoşça bakın zatınıza...

(Alıntı |La_Edri)

Seven İnsan Neylesin

Gönderen SaydeK




"Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kildi hûn eksimi füzûn etti felek
Sîrler pençe-i kahrimdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek "

Cihan padisahi Yavuz Sultan Selim, Sam yakinina otagini kurdurarak burada üç ay kadar kalmis. Bir Türkmen kizi da, zaman zaman padisahin çadirina gelerek, otagin temizlik islerini yapar, hünkâr çadirini tertibe ve düzene sokarak siradan gündelik islerle mesgul olurmus… Yine bir sabah temizlik için geldiginde, Sultan Selimi görmüs. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akivermis gönlünü kaptimis ona.- Hani kalbin, her an bir halden baska bir hale geçmek, gibi anlamlari da vardir ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sizi sarmis genç kizin ve baslamis kalbi için için göynümeye.

Bir gün, gözü, hünkâr çadirinin diregine ilismis. Diregin üst kismina askin gücü ona, söyle bir satir yazma cesareti vermis:

"Seven insan neylesin"


Yavuz Sultan Selim, otagina yatmaya gelince, birden direkteki yaziyi fark etmis," Bu da ne ola ki" diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endise derken… Almis eline kalemi söyle bir satir da o düsmüs ayni direkteki dizenin altina. "

"Hemen derdin söylesin."


Türkmen kizi, ertesi gün gelip baktiginda otagin diregine, sevincinden aglamis, o küçücük kalbi heyecandan gögsüne sigmaz olmus, yer de onun olmus âdeta gök de… Fakat koskoca cihan sultanina ilân-i askta bulunmanin, atesle oynamak, ates girdabina bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmis. "Varsin olsun bu ask, buna deger diye düsünmüs." Aldigi mesaji heyecanla hemen cevaplandirmaktan kendini alamamis ama yine de içinde bir korku kurdu varmis ki genç güzelin, yüregini her gün dis dis, burgu burgu kemiren... Askin gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yasayan o gencecik yüregin imdadina yetismis derhâl. Bir satir daha yazmis ayni direge

"Ya korkarsa neylesin"


Yavuz sultan selim, aksam, çadira döndügünde, not düstügü direkteki satir gelmis aklina. Bakmis ve okumus ki askin heyecanin ve korkunun karistigi, tezat dolu sözcüklerin bulustugu satirlar, bir mizrak gibi durmakta karsisinda. Hemen o satirin altina bir misra daha eklemis, aska yenik düsen koca padisah:

"Hiç korkmasin söylesin."


Bir askin bulusan, karmasik ve bulanik duygulari söyle dizilmis diregin üzerine:

" Seven insan neylesin Hemen derdin söylesin Ya korkarsa neylesin Hiç korkmasın söylesin"


Sabahin olmasini sabirla beklemis padisah. Seher vakti sirdasi Hasancan'i çagirtmis, derhâl bir emir vererek:
" Biz dahi merak edip onu görmek isteriz tîz elden bu kizi huzura getirin."
Emir derhâl yerine getirilmis ki Ahu gözlü, endami hos, alimli, nazenin, ceylân gibi bir Türkmen güzeli… Hünkârin emriyle derhâl bir dügün alayi tertip edilmis. Eglenceler, yemeler içmeler… Dügünün son gecesi, sirlarla dolu bu askin bilmecesi kader-i ilâhî tarafindan çözülmüs, Çözülen bu kara baht çikinindan yayilan aci haber, saskina çevirmis herkesi, yer gök âdeta üzüntüye, mateme bogulmus. Ahu gözlü Türkmen dilberinin
"Selim" diye çarpan saf ve küçük yüregi, bu büyük cihan sultanin askindaki sirri kaldiramamis ve birden duruvermis. O çadirin diregi, bu olayin canli fakat ketum sahidi olmus asirlardir. Bu dünya hayatinda vuslat nasip olmadigi gibi o gencecik yürege, buna fani alemde bir çare de bulunamamis. Bu hazin gönül çarpilmasinin ve gönül yangininin sonunda derler ki:
" Koca hünkâr, aglamis" ve Türkmen kizina yaptirdigi mezarin mermer tasina, su dörtlügü kazdirarak, dünyaya, askin gücünün karsisindaki çaresizligini en güçlü ordulari yenen koca hünkâr söyle haykirmis:

Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kildi hûn eksimi füzûn etti felek
Sîrler pençe-i kahrimdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek."

[ Bilmem ki gözlerime felek nasil bir büyü yapti ki
Gözümü kan içinde birakti, askimi artirdi
Benim pençemin( gücümün) korkusundan arslanlar(bile) titrerken
Felek beni bir ahu gözlüye esir etti.. ]